KRALİÇE ‘DÖNÜŞ’Ü BEKLİYOR




Gülistan Sarayı’nın şen kahkahaları bir daha hiç işitilmemek üzere dindiğinde, soğuk bir kış günüydü Tahran’da. Pehleviler, 16 Ocak 1979 günü, saraydan apar topar ayrıldı. Ne İran, ne de Şah ve ailesi için hayat bir daha eskisi gibi oldu. 30 yıl önce Şah’ı sürgüne gönderen kalabalıklar, bugün yine meydanlarda ve değişim istiyor. Onları en yakından takip eden isimlerden biri, Farah Diba Pehlevi. İran’ın sürgündeki kraliçesi, Tahran’daki son olayları nasıl değerlendiriyor? Bir gün İran’a dönebilecek mi? Saray’dan uzakta 30 yıl nasıl geçti? Farah Diba Pehlevi, Tempo’ya anlattı.

Zeynep Özyol

Ne düşündüğünü merak ediyorduk. İran’da bunca şey olurken, sürgündeki kraliçe ne hissediyordu? Beklediği günler gelmiş olabilir miydi? Zira Tahran sokakları, Pehleviler’in ülkeyi terk etmek zorunda kaldığı günlere dönmüş gibi. Gösteriler, çatışmalar, akan kan… Farah Diba Pehlevi’ye ulaşmak zor olmadı. Ancak bir kraliçenin yazabileceği zarif satırlarla yanıtladı bizi. Röportaj teklifimizi kabul ediyordu. Ama sorularımızı yanıtlaması için programında yer açması epey uzun sürdü. İran’ı yakından takip eden, sürgündeki diğer İranlılarla yakın ilişkileri olan Kraliçe Pehlevi, iki ay süren yazışmalarımızın ardından merak ettiğimiz her şeyi yanıtladı. Fereh Pehlevi’nin bir numaralı gündemi, geçen yaz Mahmud Ahmedinecad’ın tekrar cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından başlayan sokak hareketi, yani “Değişim istiyoruz” diyen gösteriler: “Haklarını arayan, barışçıl gösteriler yapan İranlılara hayranım. Umuyorum, inanıyorum, İran’daki ve sürgündeki tüm İranlıların yardımıyla, İran laik ve demokratik bir ülke olacak. Yakında İranlılar, İran’ın zengin ve köklü kültürüne uygun bir rejime kavuşacak.”
Farah Diba Pehlevi, İran’ın zengin geçmişinin önemli bir üyesi; çok genç yaşta hem bir hanedanın, hem de bir trajedinin parçası oldu. Gülistan Sarayı’na, Şah’ın yeni eşi olarak adım attığında, İran ve dünya yeni bir peri masalını izlemeye koyulmuştu. Düğün günü, takvimler 21 Aralık 1959’u gösteriyordu; yani ‘İslam Devrimi’nden 20 yıl öncesini. Fransa’da mimarlık eğitimi almış bu genç kız, 40 yaşındaki İran Şahı’nın üçüncü eşi olmaya hazırlanıyordu. Henüz 21 yaşındaydı, İran’ın kraliçesi olmayı becerebilecek miydi? Üstelik Süreyya’nın ardından giriyordu saraya. Güzelliği ve şahla yaşadığı aşk, dillere destan olan Süreyya İsfendiyar, Şah’a bir çocuk veremediği için evlilik sona ermiş, sonraki yıllarda hep ‘mahzun prenses’ olarak anılan Süreyya, Avrupa’ya sürgüne gönderilmişti. Farah’ın akıbeti de aynı mı olacaktı? Azeri asıllı Farah Diba’nın çocukları oldu, ama onun kaderinde de Süreyya gibi sürgün vardı.
Şah’ın son eşi, ikisi erkek ikisi kız, dört çocuk doğurdu. Pehlevi Hanedanı’na erkek varis kazandırmanın ödülü büyüktü: Farah Diba, 1971’de ‘Şahbanu’ (Şah’ın eşi) unvanını aldı ve Şah ona imparatoriçe tacını taktı. İran tarihi boyunca taç giyen ilk kadın oldu. Resmen imparatoriçeydi ama hem İranlılar hem de dünya ona çoğunlukla ‘kraliçe’ demeyi tercih etti. İranlılar Batılı eğitim almış, çok iyi Fransızca bilen İran Kraliçesi için ülkesini modernleştirmek bir tutkuydu, Farah Pehlevi’ye o günleri soruyoruz, ince ayrıntılarıyla anlatıyor: “Sosyal, kültürel organizasyonlar, eğitim, sağlık, benim ilgilendiğim alanlardı. Günüm, sabah 10.00’da başlayıp, gece 01.00’e kadar sürüyordu. Öğle yemeğini mutlaka eşimle yerdim; günlük olayları tartışırdık. Haftada üç-dört kez kabine başkanıyla görüşürdüm. Akşam yemeklerini eşim ve ailenin diğer üyeleriyle birlikte yerdik.” 1978 senesine gelindiğinde Şahbanu’nun bu rutini bozulmak üzereydi. İran, devrim arefesindeydi. Şah’ın Amerika’yla fazla yakın ilişkileri, özellikle petrolü millileştirmek üzere olun Mussaddık hükümetinin bir Amerikan darbesiyle devrilmesinden sonra, İranlıları rahatsız ediyordu. Batı nüfuzuna, Şah’ın politikalarına açıkça karşı çıkan Humeyni ise hızla güçleniyordu. Liberal, sol dini gruplar Şah’ı devirmek için birleşiyordu. 1978 İran’da gösteriler yılıydı; Şah karşıtı eylemler her yerdeydi. 11 Aralık’ta, Tahran’da iki milyon kişi meydanlardaydı. Şah’a, gitmekten başka yol kalmamıştı. 14 Ocak 1979’da Rıza Pehlevi ve ailesi İran’ı terk etti. Böylelikle 2 bin 500 yıllık İran Şah devleti de son buldu. Pehleviler için sürgün yılları başladı.

“MUTLULUK SARAYDA DEĞİL”
Uçakla İran’dan ayrılırken, İran’ın güzel kraliçesi şu satırları not düşmüştü günlüğüne: “Aylardan beri ateş ve kan içinde yaşayan başkentimiz sanki aniden soluğunu tutmuş gibi. İnsanın içini acıtıyor.” Farah Pehlevi, o acıyı hâlâ derinden hissediyor. “30 yıllık sürgün hayatımın en zor kısmı, ülkeme ve insanlarıma olanları, izlemekti. Sürgünde olmak demek; köklerine uzak olmak demek, kültürüne uzak olmak demek. Gördüğünüz, duyduğunuz, kokladığınız, tattığınız, dokunduğunuz her şey size uzak, farklı, değişik.” “Saray hayatını özlüyor musunuz” sorusuna verdiği yanıt, bir kraliçenin ‘hayat muhasebesi’ gibi. “Bence, adına ‘kraliyet sarayı’ denen bir binada yaşamak sizi, endişelerden, sorumluluklardan ve problemlerden muaf kılmıyor. Aksine mütevazı bir apartmanda yaşayıp, bir kraldan ya da kraliçeden, bir devlet liderinden çok daha mutlu olabiliyorsunuz.” Şahbanu, Amerika ve Fransa’da yaşıyor, Paris ve New York 30 yıldır onun yeni evi. Seyahati seviyor. Ama listesinde Türkiye yok, “Maalesef son yıllarda hiç gidemedim”diyor. Türkiye’ye ilişkin seçtiği sözcükler de temkinli. “Ülkenize, sürgündeki İranlılara bir cennet olduğu için minnettarım. Türkiye’nin siyasetini değerlendirecek pozisyonda değilim. Ama eminim Türk halkı, ülkelerinin geleceği için en doğru tercihi yapacak sağduyuya sahiptir.” Bu kısa yorumun ardından sözü yine seyahate getiriyor ve sevdiği adresleri sıralıyor: “Mısır ve Fas’a gitmeyi seviyorum.” Ama nereye giderse gitsin hep özlemle Tahran’a bakıyor. “İran’la ilgili özlediğim o kadar çok şey var ki. Ülkemde 20 yıl boyunca tanıdığım çalışkan, şefkatli insanları özlüyorum. Gökyüzünü, dağlarını, nehirlerini özlüyorum.” Peki ya Şah’a duyduğu özlem? Farah Pehlevi belki de en çok onu özlediğini söylüyor. “Onun nezaketini, bana olan sevgisini ve çocuklarımın babası olmasını çok özledim. Bizimki büyük bir sevgiydi.” Bugün 72 yaşında olan Farah Diba Pehlevi, bir daha hiç evlenmedi. Ama merak ediyoruz, acaba Şah’tan sonra kalbinin kapısına değen, kraliçeye yaklaşmaya cesaret eden başka erkek oldu mu? Cevabı net: “Hayır.” Onunla ilgili akla ilk gelenlerden biri de moda kuşkusuz. Dillere destan gelinliğini ünlü modacı Yves Saint Laurent’ın hazırladığı bir dönemin stil ikonu Kraliçe, bugün yine çok şık ama moda, gündeminin son sıralarında. “Bu günlerin, moda konuşmak için uygun olduğunu düşünmüyorum.”

1 2

#
#
#
#
#
#

Yorumlar
 
  

  YAZARLAR
  FOTO GALERİ
  VİDEO GALERİ
  AYIN FOTOSU
DB
Copyright TempoRSS Dergisi | Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. Hürriyet Medya Towers 34212 Güneşli - İstanbul