“İSTANBUL KARA ÇARŞAFLILARLA DOLACAK”




Kâzım Karabekir bunları söylediğinde, silah arkadaşı Mustafa Kemal, inkılapları gerçekleştiriyordu. Onu hep, Atatürk’ün en yakınındaki isimlerden biri olarak bildik. Oysa ikisi, cumhuriyetin ilk yıllarında ayrı saflara geçmişti. Mustafa Kemal, ‘Nutuk’ta onu ‘en hain dimağlar’ arasında sayıyordu. Bugün ölümünün 62’nci yılında, ilk kez en üst düzeyde anılıyor. Yakın tarihin sırlarıyla dolu hayatı tartışılıyor. Atatürk’le yolları neden ayrıldı? ?Kayıp anıları nerede? Ailenin büyük kızı Hayat ?Karabekir Feyzioğlu anlattı.

Zeynep Özyol

Okullardaki tarih kitaplarında, şöyle bir görünüp kaybolan Kâzım Karabekir, Milli Mücadele’nin ağır topuydu; ‘Doğu’nun Fatihi’ unvanlı kumandan, Mustafa Kemal’in yanında durmasa ‘Milli Mücadele’ başlamadan bitebilirdi. Ama yıllarca Karabekir Paşa hakkında çok az şey konuşuldu. Ta ki bu yıla kadar. General Karabekir, ilk kez Genelkurmay’ın karargâhında anıldı. Akademisyenlerin, gazetecilerin katıldığı açık oturumda Karabekir’in es geçilen tarihi hatırlandı. Atatürk’le çatışmasına, tutuklanmasına, siyasetten uzak bırakılmasına pek değinilmeden.
Peki Karabekir ailesini önce fakirliğe sonra da bir anlamda yalnızlığa mahkûm eden süreç nasıl başladı? Kâzım Karabekir, 1919’da İstanbul Hükümeti tarafından Mustafa Kemal’i tutuklamakla görevlendirildiğinde, kendisinden istenenin tam tersini yapmış, Mustafa Kemal’in karşısına geçip “Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam!”demişti. Birlikte savaştılar, zaferler kazandılar, yeni bir ülke yarattılar. Ama o genç ülkenin ilk yıllarında, ilk fikir ayrılıkları kendini göstermeye başladı. Karabekir, 1 Ekim 1923’te orgeneral rütbesine yükselerek, I. Ordu Müfettişliği’ne atandı. 26 Ekim 1924’te, yani göreve atanmasından ve cumhuriyetin ilanından yaklaşık bir yıl sonra, ordudan istifa etti. Nedenini, kızı Hayat Feyzioğlu anlatıyor: “Savaş bitmiş zafer kazanılmış, kumandanlar hâlâ ordularının başında olmalarına rağmen, hepsi milletvekili olmuşlar. Ama babam diyor ki “Asker kalmayı tercih edenler kalabilir; yalnız artık onlar milletvekili olmasın. Meclis’te işe yaramazlar.” Ancak Karabekir’in istifa dilekçesinde başka gerekçeler de vardı. “Bir yıllık Ordu Müfettişliğim süresinde, denetlemelerim sonucu verdiğim raporların ve ordumuzun güçlenmesi için sunduğum tasarıların, göz önüne alınmadığını görmekten kaygım ve üzüntüm büyüktür. Üzerime düşen görevi, milletvekilli olarak daha gönül esenliğiyle yapacağıma tam inancım olduğundan, Ordu Müfettişliği’nden çekildiğimi bilginize sunarım.”
Hayat Karabekir Feyzioğlu, o yıllarda babasının bir çıkış daha yaptığını söylüyor: “Babam, Atatürk’e diyor ki, cumhurbaşkanı partili olmamalı, partiler üstü olmalı.” Kâzım Karabekir’in liberal çıkışları bu kadarla kalmıyor; yine Mustafa Kemal’in kapısını çalıyor; “Demokrasiyi yaşayabilmemiz için bir parti kurmamız gerekiyor, çok partili rejime geçelim, tek parti sizin için de iyi olmaz” diyor. Hayat Karabekir Feyzioğlu’nun anlattığına göre, Mustafa Kemal, Karabekir’in teklifine, “Çok iyi olur, murakabe durumu olur” yanıtını veriyor. Feyzioğlu, bir süre sonra, bütün silah arkadaşları (Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Adnan Adıvar), muhalefete geçince Atatürk’ün durumdan rahatsız olduğunu düşünüyor. Ancak Karabekir’in ‘İstiklal Savaşımızın Esasları’ eserinde anlattıklarına bakılırsa, bu konudaki gerilim 1923 Nisan’ında, ikinci meclis seçimi arifesinde başlamıştı. “Gazi, ‘muhalif istemiyorum’ diyerek, kendisine en çok sadakat gösterenleri ve hemen bütün karargâhının mensuplarını namzet gösteriyordu. Böyle emre uyan meclisle, dünyaya hâkim itilaf devletlerinin emniyetini kazanamayacağımızı, içeride hürriyet mefhumunu kaldıracağımızı ve belki daha şiddetli bir muhalefete yol açılacağını, söyleyerek seçim komitesinden ayrıldım.” ‘Birinci Meclis’te Muhalefet’ adlı kitabında bu döneme ilişkin zengin ayrıntılar veren Tarihçi Ahmet Demirel, muhalefet partisinin kuruluşunu, Karabekir-Mustafa Kemal ilişkisini bitiren hadise olarak görüyor. “İlişkinin tam olarak kopması Atatürk’ün Nutuk’ta ‘paşalar komplosu’ olarak nitelendirdiği olaydır. Yani Karabekir’in Atatürk’ün talebine karşı çıkarak ordu müfettişliğinden ayrılması, muhalefete geçmesi ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurmasıdır.” Mustafa Kemal, 1927 tarihli Nutuk’ta, Karabekir ve diğer paşalardan “En hain dimağlar” diye söz ediyor. Terakkiperver Fırka’yı vatan hainliğiyle suçluyor.
Hollandalı tarihçi, Erik Jan Zürcher (parti hakkında en kapsamlı çalışmayı yapmış tarihçilerden), 17 Kasım 1924’te kurulan partinin programını, “İçinde belirgin bir Batı Avrupa çeşnisi taşıyan, liberalizm programı” diye tanımlıyor. Parti beyannamesinin başında, ülkenin demokrasiye hazır olmadığı görüşü reddediliyordu. Yine parti programında, cumhurbaşkanının Meclis üyeliğinden ayrılması ve bütçeden maaş alan devlet görevlilerinin hiçbir siyasi partiye üye olmamaları gerektiği belirtiliyordu. Karabekir, Atatürk’e yaptığı çıkışı parti programına da dâhil etmiş. Partinin ömrü uzun olmadı. Şubat 1925’te çıkan Şeyh Said isyanı dolayısıyla muhalefet, iktidarın ağır eleştirilerine uğradı. İsyanı desteklemekle suçlanan parti 5 Haziran 1925’te. En büyük neden olarak fırka programındaki 6. madde gösterildi: ‘Fırka, efkâr ve itikadatı diniyyeye hürmetkârdır’ (Parti, düşünceye ve dini inançlara saygılıdır).

“KARABEKİR EVRİMCİ, ?ATATÜRK İHTİLALCİ”

Partinin kapatılma gerekçesinden, Şeyh Said isyanının, gerici nitelikte olduğu sonucu çıkıyor. Ancak bu başkaldırı, kimilerine göre İngiltere’nin kışkırtmalarıyla gerçekleştirilen bir Kürt isyanıydı. Kimilerine göre Kürt-İslam, kimilerine göreyse şeriat ayaklanmasıydı. Bugün isyanın gerekçesi ve sonuçları hâlâ tartışma konusu. Hayat Karabekir Feyzioğlu’na göre, partinin ve babasının gericilikle ilişkili olmasına imkân yok: “Babamın gerici olması, inkılaplara karşı olması söz konusu değildi. Yalnız inkılapların oluş şekillerini beğenmezdi. ‘Ben göremem, ben yaşamam ama…’, ‘60 - 70 sene sonra bütün bu İstanbul sokaklarında çarşaflı kadınlar dolaşacak’ derdi. Yapılan kanunları hatırlatınca, ‘Kanunla, zorla olan şey oturmaz’ diye konuşurdu. Karabekir Paşa, eğitimci ve evrimciydi. Mustafa Kemal inkılapçıydı, ihtilalciydi. O anda ‘Yaptım oldu’ derdi. Oldu da, ama İstiklal Mahkemeleri’nde de pek çok kabahatsiz insan asıldı. Mustafa Kemal’e karşı olanlar, inkılapların gerçekleştiriliş biçimi konusunda farklı düşünen Karabekir’in düşünce farklılığını kendilerine bayrak yaptılar.”
Partinin kapatılmasının ardından bu kez 1926 yılında, İzmir’de Atatürk’e suikast girişimi patlak verdi. Terakkiperver’in kurucu kadrosu, şüpheliler listesindeydi. “Babamın suikastla ilişkili olması mümkün değil. Tek söyledikleri, bir gün babam Meclis’ten çıkmış, İzmir suikastından sorumlu tutulup idam edilen Ziya Hurşit’in ağabeyi Faik Günday çıkmış karşısına. Babamın eline sarılmış, öpmüş. İşte o sırada güya babama suikastla ilgili bilgi vermiş.” Suikastla ilişkili olduğundan şüphe edilen Karabekir ve arkadaşları apar topar İzmir’e götürülür. “Ankara Etlik’te otururken, bir araba eve geliyor. Anneme, ‘İsmet Paşa, Karabekir Paşa’yı çaya çağırıyor’ diyorlar. Sonra tutukluyorlar. Bir gece Ankara polisinde yerde yatıyor sonra İzmir’e götürülüyor.” Karabekir bugüne kadar yayımlanmamış, ‘Bir Rüya’ adlı şiirinde o günleri anlatıyor:

1926 Haziranı’nın 27’inci gecesi
Yerim İzmir polis dairesi
Her odada bir mevkuf, her kapıda çift polis
Etrafa da süngüler dizilmiş.
Bir hasta yatağı ve demir bir sedye
Bilmem hangi hastaneden hediye.
Bu ikrama pek şaşmıştım
Çünki Ankara polisinde yerde yatmıştım.
Benim gibi birçok paşalar ve beyler,
Ki bu millete çok hizmet etmiştiler,
Suikastla mazun imişiz birden
Fakat bilmiyorum kimdir ölen ve öldürülen.

Karabekir, hızla mahkemeye çıkarılır. Hayat Feyzioğlu, babasından dinlediği o günü, bize tekrar yaşatıyor: “Paşa salona giriyor, salonun arkasında oturan subaylar ayağa kalkıyor, mahkeme başkanı ‘Oturun’ diyor, oturmuyorlar. Ta ki babam dönüp ‘Oturun’ diyene kadar. Babam savunmasını yaparken, mahkemenin yapıldığı El Hamra sinemasının üzerinden uçaklar geçiyor ve bildiriler atılıyor. ‘Karabekir’i idama mahkûm ederseniz biz de ihtilal yapacağız, karşılığını vereceğiz’ yazıyor bildirilerde.” Bu sırada Kâzım Karabekir’in eski dostu İsmet İnönü başbakan. Ama Hayat Feyzioğlu’na göre İsmet Paşa’nın da manevra alanı sınırlıydı. “Ölümünden birkaç sene önce İsmet Paşa benimle görüşmek istedi; ‘Hayat, sana anlatmak istediklerim var’ dedi. İstiklal Mahkemesi zamanında çok kurtarmaya çalışmış babamı ve diğerlerini, ‘Çok uğraşma seni de oraya alırız’ demişler. Bana, ‘Annen bana dargın öldü, çok üzülüyorum ama benim hiç kabahatim yok’ dedi.”

SUİKASTÇI BAMYACI

Paşa, suikast iddialarından beraat eder. Ama artık ne askerdir ne de vekil; elinde sadece 70 lira olan üç aylık maaşı vardır. Aile İstanbul’a gider. Erenköy’de istasyona yakın üç katlı bir ev alırlar (şimdi Kâzım Karabekir Müzesi). Ev harap durumdadır; o kadar ki, yorganları pencerelere siper ederler. Kâzım Karabekir’in eşi İclal Hanım’ın ailesi çok zengindir aslında. Aydınlı Cemal Bey’in zenginlik içinde büyüyen kızı, babasına bu sıkıntılardan hiç bahsetmez. Bu sırada ikiz kızları Emel ve Hayat dünyaya gelir. 1927’den 1939’a kadar aile hep takip altındadır. “Bir gün, bir sünnet düğününe gidiyoruz, yıl 1936. Peşimizde polisler Şaşkınbakkal’dan tramvaya bindik, Kısıklı’da indik. Babam koşarak vatmana doğru gitti; ‘Durun inecekler var’ dedi. Bizi takip eden polisler içeride kalmış. ‘Niye böyle yaptınız’ dedim, ‘Onlar emir kulu çocuğum. Ceza alırlar, çocukları vardır. Ziyan olurlar, gelsinler peşimden ne olacak ki?’ dedi.”
Polis takibi bir yana, aileyi sürekli rahatsız eden suikast iddiaları, Erenköy’deki evde huzur bırakmaz. “Bir Arnavut bamyacı vardı kapıya gelen. Kapıyı hep babam açardı evdeyken. Bir gün babama haber geldi. “Suikastçı bamyacı” diye. Plan şu; bamyacı gelecek, babamı kızdıracak, babam da cevap verince çekip vuracak. O bamyacı geldi ama babam hiç diyaloğa girmedi onunla, çekti gitti.”

Kâzım Karabekir, Başbakan İnönü’yle ?9 Ağustos 1933 tarihinden itibaren yazışmalar yapıyor. Suikast tehditleriyle ilgili ‘Bir Düello ve Bir Suîkast’ adlı kitabında, İnönü’nün ağzından şu sözleri aktarıyor:
“...Bir gün Kâzım Karabekir Paşa’dan bir telgraf aldım. Kılıç Ali ile Recep Zühtü’nün kendisini takip ettiklerini, hayatının tehlikede olduğunu söylüyordu. Bakanlar Kurulu’nda telgrafı okudum ve İstanbul Valisi’ne, Bakanlar Kurulu’ndan çektiğim telgrafta, böyle bir şey olursa kendisini katil diye takip edeceğimi bildirdim. Ertesi gün Meclis’e giderek Meclis Reisi Kâzım Paşa’nın yanında Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’ya ‘Böyle bir şey olursa, Meclis kürsüsüne çıkıp, bu işin katili Şükrü Kaya’dır diyeceğim’ dedim. Atatürk’e çıktım ve hepsini söyledim. ‘Canım hiç böyle bir şey olur mu? Ben sana sormadan bir şey yapar mıyım’ diyerek derhal İstanbul’dakileri geri çektirdi.”
İkinci suikast iddiası 1938 yılında kulağına gelir Karabekir Paşa’nın. Yapı Kredi Yayınları’ndan yeni çıkan ‘Günlükler’in 18 Kasım 1938 Salı tarihli sayfasında Paşa şunları yazıyor: “Doktor Âdil Bey’le Tekirdağlı Cemil Bey’in dediği, bize suikast yapacaklarmış. Dedim ki ‘40 zâbit yeminlidir. Bana tecavüz olursa kılıçla kimilerini kıçlarından vurur kimilerini süngü ile tepelerler. Efendilerinin yapamadığını köpekleri mi yapacak?’ İsmet’e (İnönü) haber göndermeyi muvafık buldum…” Kâzım Karabekir’in eserlerinde, anılarında bu konuda pek çok anekdot var; ama anılarının çok önemli bir bölümü bizlere hiç ulaşmadı. Paşa’nın Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan günlüklerinde, 1932’den 1937’e kadar olan kısım yok.

KAYIP ANILAR NEREDE?

Hayat Feyzioğlu, o anıları bulmakta kararlı: “Ben sakladığına inanıyorum. En mühim dönem. Evinin basıldığı yıl 1933; yazmaması imkânsız; savaşırken bile yazmış. Aklımda birkaç yer var; Erenköy’deki köşkün duvarlarında olabileceğini düşünüyorum. Bir de kazdırmak istediğim bir iki yer var.” Israrla “Neresi?” diye soruyorum net yanıt vermek istemiyor. “Köşkün bahçesi olabilir mi?” diye sorduğumda “Olabilir, inşallah inşallah çıkacaklar” diyor. Tarihçi Ahmet Demirel bu ihtimali zayıf görüyor. Ona göre, anıların yazılmamış olma ihtimali yüksek. “Ama yazıldıysa, sanırım mağdur edilmiş olduğu o yıllar için epeyce ciddi eleştiri vardır” diyor.

GECE YARISI BASKINI

Ailenin hâlâ izlerini taşıdığı bir tarih daha var; 1933 yılının ilk ayları… Paşa, o yıl ‘İstiklal Harbimizin Esasları’ adlı eserini bastırır; kitap sakıncalı bulunur. Sabaha karşı sivil polis evi basar. “Evin her yerini aradılar. Babamın gözümüzün önünde bütün evrakını büyük çimento torbalarına koydular. Ama basılan kitabın beş tanesini bulamadılar. (Yıllar sonra Kâzım Karabekir o kitapları saklandığı yerden çıkarıyor; bu sayede kitap bugün bize ulaşıyor.) Babam, İsmet Paşa’ya durumu yazdı; yakılan belgelerine karşılık 150 lira kadar para gönderdiler.”
Hayat Karabekir, “Bazen çok üzülür, öfkelenirdik” diyor. Genç bir kızken, yine böyle kızgın anında, babasına sorar: “Başkumandan neden siz olmadınız?” Cevabı babasının ağzından aktarıyor: “Çocuğum bizler olsaydık, cumhuriyet kurulamazdı. Ben ya da Ali Fuat, ordularımızın başından ayrıldığımız anda, ordularımız dağılırdı. Mustafa Kemal askerlikten istifa etmişti, başkumandan olmaya en uygun isim oydu.”
Karabekir, gerçekten de Doğu bölgelerde çok sevilen bir paşaydı. Bölgenin nabzını da iyi ölçmüş bir isimdi. Yine kızının anlattığı, Paşa’ya ait bir tespit, Karabekir’in o günlerde Kürt meselesiyle ilgili endişelerini gösteriyor: “Partisinin kapatılmasından önce Meclis’e öneride bulunuyor; “Doğu sosyo-ekonomik olarak kalkınmalı, yoksa büyük sosyal patlamalar olur; ileride Kürt-Türk ayrımı çıkabilir ve çok yazık olur” diyor. Ama Karabekir’in Doğu’yu kalkındırma önerileri o zaman öncelikli görülmüyor.
Siyasetten uzakta, takiple, tecritle geçen 12 yılın ardından 1939’da Karabekir için Ankara yılları yeniden başladı. Atatürk’ün ölümünden bir yıl sonra, İsmet Paşa’nın girişimiyle milletvekili oldu, 1945’te ise Meclis Başkanı seçildi. Hayat Feyzioğlu, babasının Meclis Başkanı seçilmesini, İsmet Paşa’nın siyasi manevrası olarak görüyor. “Halk Partisi çok zayıflıyor, demokratlar muazzam güç kazanıyor. Bunun üzerine, destekçilerini kazanabilmek için babamı Meclis Başkanı yaptı İsmet Paşa.”
Ve Karabekir ailesi için en karanlık yıl; 1948. 26 Ocak günü, Türk tarihinin bu önemli siması, geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Kızı Hayat Hanım 82 yaşında, ama babasının anıları hâlâ çok taze. “O kadar özel bir insandı ki, bir gün annem bir sergide İbrahim Çallı’nın bir tablosunun önünde biraz duruyor. O duraksama yetiyor, akşama annem evde buluyor tabloyu. Üzüntülerimiz evin dışında kalırdı. İçeride her şey değişirdi” diyor.
Hayat Feyzioğlu, babasından söz edilirken muhafazakâr, mutaassıp denmesini içine sindiremiyor, “Öyle değildi ki” diyor, sesinin en kararlı tonuyla ve babasıyla ilgili, bir anısını anlatmaya başlıyor, “Hiç unutmam; 18 yaş bitirme partisi verildi bizim için. Babam bizi yanına çağırdı ve bize birer sigara verdi, ‘Hiçbir zaman gizli içmenizi istemem, ama aşırıya kaçmayın’ dedi, Sonra ailede bu gelenek oldu. Ben de çocuklarıma yaptım.” Anlaşılan Paşa’nın ‘yasaklamama’ taktiği işe yaramış. Karabekir ailesinde kimse sigara tiryakisi değil. Ve onlar da babaları, dedeleri gibi,katı yasakların işe yaramayacağını, düşünüyor.


#
#
#
#
#
#

Yorumlar
 
çok teşekkürler.bizim bilmediğimiz konuları açıklayarak aydınlanmamızı sağladınız.anmışken o büyük askerede ALLAH'tan rahmet dilerim.
   
[Misafir-30 Mayıs 2010 Pazar 01:05]
   
  

  YAZARLAR
  FOTO GALERİ
  VİDEO GALERİ
  AYIN FOTOSU
DB
Copyright TempoRSS Dergisi | Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. Hürriyet Medya Towers 34212 Güneşli - İstanbul