KAPİTALİST ATATÜRK!

Art arda onu anlatan üç sinema, bir reklam filmi çekildi. Kısa süre önce ‘tabu’ydu; bir anda ‘Atatürk enflasyonu’ oluştu. Filmleri milyonlar izledi. Yapımcıları milyonlar kazandı. Üzerinde fotoğrafının olduğu tişört, kupa, kalem ve kravatlardan, hatırı sayılır bir ‘Atatürk sektörü’ doğdu. Peki, ne oluyor? Türkiye bir tabuyu mu yıkıyor? Küreselleşen dünyada kapitalizmin olağan gelişimi mi yaşanıyor? Yoksa tüm bunlar, Türkiye’deki derin kutuplaşmanın göstergesi mi?
CEMAL SUBAŞI
csubasi@doganburda.com
Heykelleri ile henüz o hayattayken tanıştık. İlk reklamı ölümünden ancak 59 yıl sonra İş Bankası çekti. Aynı yıl Zeki Triko da ‘Güneşi Özledik’ sloganı ile bir afiş hazırladı. Onu konu alan bir sinema filmini izlemek içinse 11 yıl daha geçmesi gerekti. Sonra birden her yerde görür olduk. Önce ‘Mustafa’ geldi sonra ‘Veda’, hemen ardından ‘Dersimiz Atatürk’. Bir de Anadolu Sigorta’nın reklam filmi. Atatürk imzası, dövmelere yansıdı. Tişörtlere, bayraklara, bardaklara, kalemlere, kravatlara fotoğrafları basıldı. Tıpkı Küba devriminin efsanevi ismi Ernesto Che Guevara gibi.
Tartışma da başladı. Korkuları, hataları, yaptıkları, yapamadıkları filmler kadar, köşe yazarlarının, televizyon haber ve programlarının da gündemine girdi. Peki, Atatürk’ü yeniden mi keşfediyoruz? Bir tabu sona mı eriyor? Yoksa Atatürk de, Che Guevara’ya yapıldığı gibi, içi boşaltılmış bir tüketim ikonu haline mi dönüştürülüyor? Yani kapitalizmin çarkları, onu da mı içine aldı?
“Piyasa değeri var”
Üç Atatürk filmi de ilgi gördü. ‘Mustafa’yı 10 haftada 1 milyon 100 bin kişi izledi. ‘Veda’ altı haftada milyon sınırını aştı. ‘Dersimiz Atatürk’ için üç haftada 600 binden fazla kişi sinema koltuğuna oturdu. Üç filmin gişe geliri 20 milyon 500 bin lirayı geçti. Ya diğerleri? Üzerinde Atatürk fotoğrafları, imzası ya da sözlerinin olduğu ürünlere ilgi ne durumda?
‘Atatürk sektörü’ üzerine yaptığımız piyasa araştırmasına göre, satışlarda geçen yıla oranla yüzde 20-30 civarında artış var.
Oysa 2003 yılında Milliyet gazetesinde yer alan bir habere göre, ‘Atatürk ticareti düşüşte’ydi. Esnaf, ‘piyasada hiç hareket yok’ diyordu. Haberde sektörün, 2000’de ‘altın yılı’nı yaşadığı bilgisine de yer veriliyordu. O yıl hükümette DSP-MHP koalisyonu, Köşk’te Ahmet Necdet Sezer oturuyordu. Gündemde irtica ve terör vardı. 2003 ise AKP iktidarının ikinci yılıydı ve ekonomik kriz geride kalmıştı.
Peki, ‘Atatürk sektörü’ne ilgi 2010’da neden arttı? Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aytul Kasapoğlu, “Atatürk film ve ürünlerinin piyasa değeri var” diyor ve ekliyor: “Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de son yıllarda hızlı değişimler yaşandı. Teknolojik değişimler, zaman ve mekân algımız kadar sosyo-kültürel değerlerimizi de dönüştürüyor. Manevi olarak önemsediğimiz kişi ve değerler de, ‘pazar ekonomisi’ mantığı içinde metalaşıyor. Atatürk film ve ürünlerinin de belirli bir piyasa değeri bulunuyor ve yatırımcılar tarafından değerlendiriliyor. Bu nedenle, konunun ideolojik olmanın ötesinde, ekonomik bir boyutu var.”
Hangi Atatürk ne kadar?
En çok hangi Atatürklü ürün tercih ediliyor? Hangisi ne kadara satılıyor ve geçen yıla göre yüzde kaç oranında artış var? İstanbul’da, Tepe Nautilus ile Capitol alışveriş merkezlerindeki stantlarında Atatürk figürlü ürünleri sergileyen Ata Anıt Fotoğrafçılık’ın sahibi Semra Başbuğ, satışlardan memnun. En çok anahtarlık, saat ve fotoğrafların ilgi gördüğünü söylüyor. Net rakam veremese de geçen yıla oranla satışların arttığını gözlemiş. Müşteri kitlesinin 40-50 yaş aralığından oluştuğunu ama son zamanlarda gençlerin de ilgi gösterdiğini anlatıyor. Başbuğ, “Günde ortalama 50 kişi standı ziyaret ediyor. 15-20 satış yapıyoruz” diyor. Bu arada anahtarlık altı, saatler 25 lira. Bursa Koru Park’ta, İstanbul’da Capacity, Cevahir ve Palladium AVM’lerinde yağlı boya ve baskı Atatürk resimleri satan Mustafa Yaşar da “İşler iyi” diyor. Bir mağazanın haftada 20’ye yakın, fiyatları 25-300 lira arasında değişen röprodüksiyon satışı yaptığını söylüyor. Son altı ayda fiyatı 450 lira olan beş yağlı boya tablo siparişi almışlar.
Atatürk’ü vücutlarında taşıyanlar da az değil. Kadıköy’deki Anatolia Tattoo Dövme ve Piercing Stüdyosu’nun sahibi Erdoğan Çavdar, haftada 25-45 yaş arasında iki, üç kişinin Atatürk imzasını işlettiğini söylüyor. “Ortalama ayda bir kişi de fotoğrafını yaptırıyor” diyor. İmza şeklindeki dövmenin ücreti 130-250 lira, portre ise boyutuna göre 500-1500 lira arasında değişiyor. Çavdar, talepteki artışı, son dönemdeki siyasi ayrışmaya bağlıyor. Tekin Ajans Bayrak Sanayi’nin sahibi Metin Yurtsever, “Bayrak satışları geçen yılın ilk beş ayına göre yüzde 25 arttı” diyor. Atatürk baskılı bayrak daha çok tercih ediliyormuş. Bayrakların fiyatı boyutuna göre 14-80 lira arasında. Mersin’de Atatürk resimli porselen kupa satan Zeliş Hediyelik’in sahibi Zeliha Kavrar, Metin Yurtsever’i destekliyor. “Atatürk ürünlerinde 2010’un ilk beş ayında, geçen yıla göre yüzde 30 artış var” diyor.
Atatürk, tekstil sektörünün de vazgeçilmezi. Atatürk temalı tişörtler satan Birleşmiş Fikirler Reklam Ajansı sahibi Önder Kavak, “Satışlarda 2009’a göre yüzde 100’e yakın artış var” diyor. Müşteri kitlesini, 25-45 yaş aralığındaki beyaz yakalılar oluşturuyor. En çok üzerinde “Geldikleri gibi giderler” yazılı tişört tercih ediliyor. Fiyatı 25-33 lira. Atatürk baskılı kravatlar üreten Transfer Reklam Tasarım Tanıtım Hizmetleri Şirketi sahibi Hülya Budaker, son iki yılda satışlarda yüzde 20 artış olduğunu söylüyor. Haftada fiyatı 20 lira olan 100’den fazla kravat sattıklarını ekliyor.
“Kutuplaşmanın ifadesi”
Atatürklü ürünler Anıtkabir’de de satışa sunuluyor. Anıtkabir Derneği İşletme Müdürü Mehmet Emin Şaşmaz, geçen yıla göre satışların yüzde 30 arttığını söylüyor. Ama Anıtkabir ziyaretçilerindeki artışa da dikkat çekiyor. Anıtkabir’i 2009’da 9 milyon 56 bin 348 kişi ziyaret etti. Bu rakam 2008’de 6 milyon 50 bin 888’di.
Psikolog ve Radikal gazetesi yazarı Gündüz Vassaf, Atatürklü ürünlerin satışının artmasını, Türkiye’deki kutuplaşmaya bağlayarak, “Cumhuriyet’in meşruiyetini de sorgulayan tarikat ve cemaatlerin güçlenmesine tepki olarak Atatürk üzerinden toplumdaki taraflaşmanın ifadesi” yorumunda bulunuyor. Bu noktada Ergenekon davası ve göz altıları hatırlamakta fayda var. Vassaf, art arda Atatürk filmlerinin gösterime giriş nedenini ise, Türkiye’de yaşanan darbeleri hatırlattıktan sonra şöyle değerlendiriyor: “Günümüzde yapılan filmler, Atatürk’ün devlet tekelinden kısmen özgürleştiğini ifade ediyor. Bu tür piyasa filmlerinin yapılabilmesi bir tabunun yıkılmaya başladığını gösteriyor. Yıkılan Atatürk değil. Atatürk tabusu.”
“Satsam beni topa tutarlardı”
Milliyet köşe yazarı Güngör Uras, Atatürk’ün ticarileştirilmesinin ‘Atatürk’ün Sevdiği Şarkılar’la başladığını söylüyor ve gelinen noktayı şöyle özetliyor: “Şarkıları, poster ve resimlerinin satışı izledi. Derken bazı modacılar ‘Atatürk Kıyafetleri’ adı altında işi iyice ticarete döktü. Sonra peşi sıra filmler gösterime girdi. İyi niyetli, başarılı çalışmaları bir yana atalım. Ama iyi ile kötüyü ayırmak mümkün olamıyor ki. Filmleri eleştirmek ‘Atatürk’e hakaret’ ile eşdeğer tutuluyor. Kötülerin bile eleştirilememesi, bu işin iyice ticari hale gelmesine yol açıyor. ‘Ben kendim için bir şey istiyorsan namerdim. Vatan, millet, Atatürk için bunları yapıyorum’ diye bir söylem var. Atatürk ticareti yapanların da dokunulmazlık kalkanı bu oluyor.” Güngör Uras’ın sözünü ettiği ‘Atatürk Kıyafetleri’ defilesini 1998’de Dolmabahçe Sarayı’nda ‘Sarı Zeybek’ adıyla Faruk Saraç düzenledi. Saraç, 450 kıyafetin hiçbirini satışa sunmadığını söylüyor. “Satsam beni topa tutarlardı” diyor.
2010 Türkiye’sinde kısmen de olsa artık Atatürk tartışılabiliyor. Bu, göreceli gelişen demokrasiye bağlanabileceği gibi, küreselleşmeyle de açıklanabilir. Sonuçta artık ‘her şey para’ diyen önemli bir kesim var. Şimdilik Atatürk, pop kültürün değil ama ağırlıkla kutuplaşmanın idolü gibi görünüyor. Bu noktada kapitalizm ‘hizmete hazırım’ diyor!
“ÖYKÜMÜZÜ DUYURMAK İSTEDİK”
Anadolu Sigorta’nın Atatürk’lü filmine, “Onu reklamlarda da olsa görmek güzel” diyenler kadar, “Reklamlara alet edilmemeli” eleştirisinde bulunanlar da oldu. Şirketin Genel Müdür Yardımcısı Filiz Taşyumruk, neden Atatürk özneli film tercih ettiklerini şöyle anlattı: “Anadolu Sigorta’nın Atatürk’ün talimatı ile kurulan bir kurum olması, 85’inci kuruluş yıl dönümümüzü bu öyküyü anlatarak duyurmak, bizim için çok değerliydi. Bizim amacımız, Atatürk’ü anlatan filmimizin konuşulurluğunu artırmak değildi. Kuruluş tarihimizde yatan öyküyü, en doğal hali ile hedef kitlemize duyurmaktı.”
TURGUT ÖZAKMAN / ‘Dersimiz Atatürk’ filminin senaristi
“HER ŞEYİN SERBEST BIRAKILMASI TEHLİKELİ”
Yıllar önce üst üste Atatürk’ü anlatan tiyatro oyunlarının sahnelendiğini ama o zaman ‘ne kadar çok Atatürk oyunu’ denmediğini söyleyen Turgut Özakman, “Bu, bu sene başladı. Rahatsız olanlar var herhalde” diyor. Özakman, Atatürk filmlerinin çekilmesinden memnun, ama reklamlarda kullanılmasına karşı çıkıyor: “Keşke Atatürk’ü de reklama alet etmesek, ama ediliyor. Bunun yasak olmasını kabul edecek bir anlayış yok. Her şeyin serbest bırakılması tehlikelidir. Gerçek TRT’nin zamanında reklam yönetmeliği Atatürk’ü kullanmayı yasaklamıştı. Şimdi her şey serbest bırakıldı. Medeni toplum, yasaksız toplum değildir. Birtakım kurallar olmalıdır. Yoksa mağara devrine döner.”
“PEYGAMBERİN ÇİZİLMESİ GİBİ TEPKİ GÖSTERİLDİ”
Leman dergisi, üst üste gösterime giren filmlere atıfta bulunarak 31 Mart 2010 tarihli kapağını Atatürk enflasyonuna ayırdı. Türkiye’de Atatürk’ü karikatürlerine taşıyan ilk isimlerden biri yine Leman dergisi çalışanı Mehmet Çağçağ’dı. Çağçağ, Atatürk’ü çizmenin zorluğunu şöyle anlatıyor: “1990’da çizdiğim karikatürlerde; yoksullar, işsizler, adaletsizliğe uğramış insanlar Atatürk heykeline yaslanıp derdini anlatıyordu. Karikatürlerimizde Atatürk’e hiçbir saldırı yapmamış olmamıza rağmen insanlar, peygamberin çizilmesi gibi tepki gösterdiler. Atatürk, iyi kötü birilerinin elinde de konu edilecektir. Engellemeye çalışmak yanlıştır; bu da bir süreçtir.” Çağçağ’a göre artık, Atatürk’ün kurmaya çalıştığı modern çağdaş Türkiye mirası bitti, bitirildi: “Atatürk bayram seyran, resim ve heykeller ile yaşatılamadı. Emanetçi seçkinler Atatürk’ün mirasını tüketti. Son miras Atatürk’ün kendisi kaldı. Ama Türkiye’de Atatürk’ün enerjisi vardır. Kimileri bunu marka değeri olarak ticari, kimileri ideolojik olarak kullanacaktır.”
CAN DÜNDAR / ‘Mustafa’ filminin yapımcısı
“KENDİMİ MAYIN EŞEĞİ GİBİ HİSSETTİM”
Can Dündar, ‘Mustafa’ filmini çektikten sonra yaşadığı sıkıntıyı ilginç bir örnekle anlatıyor: “‘Mayın eşeği’ tabirini duymuş muydunuz? Bilmeyenler için anlatayım: Kaçakçılık bölgelerinde, özellikle Güneydoğu sınırında arazi mayınlıdır. Kaçakçılar, sık sık bu mayınlara basarak ölür ya da yaralanırdı. Gide gele bu soruna bir çare bulmuşlar. Yanlarında mal taşıdıkları eşekleri vardır. Bu eşekleri önden araziye sürerler. Mayın varsa, önce eşek basar ve hasarı o görür. Sonrasında kaçakçı, açılan yoldan rahat yürür. Niye anlattım bu öyküyü biliyor musunuz; kendimi Atatürk filmleri bahsinde biraz ‘mayın eşeği’ gibi hissediyorum da ondan. Beklenti büyüktü. ‘Arazi mayınlı’ydı. İlk adımı atanın canının yanacağı belliydi. Öyle de oldu. Daha ne taşıdığımız anlaşılmadan patlamayı hissettik. Sonrasında, arkadan gelenlerin yolu açıldı. 70 yıl hiç film çekilmemişken bizim peşimizden bu konuda iki filmin birden çekilmesi hayırlı bir gelişme değil mi? Gerçi ‘Mustafa’dan sonra gelenler daha temkinli yürüyor, ‘mayınlı alanlar’a girmiyorlar, tartışma yaratmayacak resmi klişelere yaslanıyorlar, bu sayede daha az hırpalanıyorlar.”
 |
|
|
|
|
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
|