ÜNSÜZLÜK ÇAĞI BAŞLIYOR



Andy Warhol’un ‘15 Dakika’sı, 15 saniyeye ineli epey oldu. Ünlülerin sayısı, ünsüzlere yetişmek üzereyken, bir tartışma başladı. Amerikan kadın dergisi Totally Her: “Hayatlarımız ve ‘sıradan’ sorunlarımız, ünlülerinki kadar değerli” diyerek, içeriğini tanınmış yüzlere kapattı. Marc Jacobs, defilesinde VIP koltuklarını, dünyanın en parlak yıldızlarına yasakladı. Yeni zamanın ilk kıvılcımları böyle başladı.

ışıl CİNMEN icinmen@doganburda.com

Marc Jacobs, ‘kadın’dan bile daha güzel kıyafetler yaratabilen bir tasarımcı. Şöhretini biraz yeteneğine, biraz yakışıklılığına, biraz Louis Vuitton’a, ama en çok koleksiyonlarını kapış kapış giyen süper şöhretlere borçlu. Yıllardır ‘modayı belirleyenler listesi’nin üst basamaklarında duran bu adam, Beyoncé ve Rihanna’nın ön sırada oturmak için 100 bin dolar ödemeyi teklif ettiği, Madonna’nın sahne arkasına ‘sızdığı’ New York moda haftasındaki defilesinde VIP koltuklarını ünlülere kapattı. Ve yeni bir devrin kapılarının aralandığını haber verdi. Dedi ki: “Ünlüler artık sıktı, onlar geçen sezonda kaldılar.”

Reklam duayeni Ersin Salman: “Gerek Totally Her’ün, gerekse Marc Jacobs’un tutumu, dönüp dolaşıp giden, sonra yeniden gelen ‘moda’dan, eğlence sektörüne pay çıkarıyor” diyor. “Ta cilalı çaput döneminden bugüne gelen ve adına ‘moda’ dediğimiz şeyin anlamı ve işleyişi de biraz böyle. Bir modacı (artık onlara ‘tasarımcı’ diyoruz) kalkıyor, mesela ‘mini etek’ denen şeyi kullanıma sokuyor. Önce insanlar biraz ürküyorlar, ‘Yahu bunu giymek cesaret ister. Bizi tefe koyarlar’ filan diyorlar. Ama hemen ardından toplumun küçük bir kesimi, en cesur, en pervasız ve en güzel bacaklı öncü kadınları, bu eteği giyme cüretini gösteriyorlar. Elbette bu öncüleri takip edenler de oluyor. Bunlar daha büyücek bir grup oluşturuyor, ‘takipçiler’ grubunu... Onlardan bir süre sonra da en geniş kesime geliyor sıra, ‘taklitçiler’e. O zaman ne oluyor peki? Toplumun en geniş kesimi (taklitçiler) mini etek giymeye başlayınca, o ilk grup (öncüler) mini etekten vazgeçme zamanlarının geldiğini anlamış oluyor.”

Şöhret kültürünün duraklama devri, böyle bir döngüyle geldi. Bir taraftan, yarışma programları furyasının içinde zarar gördü; ‘seri üretim ün’le ayağa düştü. Diğer taraftan Facebook, Twitter gibi sosyal fenomenlerle birlikte ‘ulaşılmazlık’ şartını kaybetti. Marilyn Monroe’ya ulaşmak, Scarlett Johanson’a ulaşmaktan zordu. Artık kimse tanrıçaların iktidarına sahip değil; sadece yıldızların sönük ışığı parlayabiliyor.

‘Şöhret’lerin yaşamı neden çekici geliyor?

Ünlülerin psikiyatristi Arif Verimli, “Ünsüzlük çağı başladı bile” diyor. “Bir gecede tanınmak mümkün olduğundan beri sınırlar delindi. Ama doğanın temel kuralı fark edilmek ve seçilmektir. İnsanlar güç sahibi olmak için ünlü olmak istemeye devam edecekler.” Elbette çoğumuz hâlâ istiyor, ama itiraf etmeye korkuyor. Fakat “Ünlü olmak istiyorum” cümlesini yüksek sesle söyleyebiliyorsanız, bunun altını biraz deşmeniz ve o basit, her şeye kadir olan tek soruyu sormanız gerekir: “Neden?” Neden ‘şöhret’lerin yaşamı bu kadar çekici geliyor?

İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Aslı Tunç’a göre bu; moda, kozmetik, estetik kısaca imaj endüstrisinin sıradan insan üzerinde yaratmak istediği yapay bir merak. “Ulaşılamayana duyulan özlem, kıskançlık, hayranlık ve bu duyguların üzerinde yükselen milyon dolarlık sektörler… Şöhretler hep tüketim toplumlarının sanal yüzleri olagelmiştir. Oysa şimdilerde pek çok ürün ve hizmet, bizim gibi sıradan insanlara yönelmeye başladı. Günümüzde yaldızlı, içi kof ve yaşamlarıyla gerçeklik duygusu vermeyen ünlülerden ziyade, sıradan insanların özdeşleşebileceği ve sadece güzelliği ile değil yetenekleriyle başarıya tutunmuş kişiler arzulanıyor. Zengin ama mutsuz şöhret tiplemesi artık tam bir klişe ve kimse için çekici değil.”

Şöhretin karanlık yüzü

Araştırmalar ve haberler mükemmel yaşamın şöhretle gelmediğini uzun zamandır tekrarlıyor. Chicago Sun Times’ın yoklamasına göre dünyanın en ünlü 200 insanının sadece üçte biri evliliklerini sürdürebilmiş. Uyuşturucu kullanan, psikolojik tedavi gören, intihar eden ünlülerin sayısı azımsanamayacak kadar fazla. Yani onlar da, ortalama hayatlardan daha mutlu, huzurlu ya da sağlıklı değil. Şöhret psikolojisinin ikilemi burada ortaya çıkıyor. Londra Psikoloji Enstitüsü’nün uzman psikoloğu, Glenn Wilson: “Ünlü olma yolculuğuna başlamadan önce, bu isteği yoğun olarak duyan insanın kendisini algılayışında çarpıklık vardır” diyor. “Şöhreti arzulamak için, ciddi oranda teşhirci ve manipülatif bir yapıya, obsesif derecede kendine odaklı bir bakış açısına sahip olmak gerekir.”

Kendine ve çevreleyen dünyaya ‘ben’ merkezinden bakan kişi, doyuma ulaşmanın yolunu kendini çoğaltmakta buluyor. Sesini, hikâyesini ya da görüntüsünün temsilini çoğaltıyor. Fotoğraf, video ya da televizyonla geri kalana yayıyor. Bu yayılmadan elde edilecek gücün –tüm maddi ve dünyevi yan getirilerini geçtikten sonra- gelmek istediği asıl noktaya varırken itici motifi, süresiz hatırlanma arzusu; yani ölümsüzlüğe yakın durmanın bir yolu. John Berger’ın ‘Görme Biçimleri’nde yollarını açıkladığı, Milan Kundera’nın kitaplarında psikolojisini anlattığı gibi. Kundera, ‘Perde’de şöyle diyor: “Şöhret, ölümsüzlük fikrini içerir ve bu korkunçtur. Bir yandan da şeytani bir tuzaktır, çünkü kişinin kendi ölümünün ötesindeki yaşama dair hissettiği megoloman hırs, aslında sanatçının ayrılmaz bir parçasıdır.”

Bu dünyanın efendileri

Kırmızı halılar, limuzinler ve partiler, daha fazla seçim şansı, daha fazla para, daha fazla ilgi. Dikkat çekmek, istenmek, herkesin dudağındaki isim olmak. Mehmet Ali Alabora, “Bugün göz önünde olan herkese ‘şöhret’ muamelesi yapılıyor. Devlet başkanları bile pop yıldızları gibi” diyor. “Bir süre sonra ünlü kişiler, kendilerini temsiliyetleri sanmaya başlıyorlar. ‘Gösterildiğiniz’ ve ‘olduğunuz’ arasındaki ilişkiyi anlamak zorlaşıyor. Oluşunuzu o algıya göre değiştirmemek ciddi bir mücadele istiyor.”

Her şey ‘görülmek’ üzerine kurulduğunda, VIP listelerinin başındaki küçük tanrıların, dünyanın geri kalanı olayı detaylarıyla öğrenmeden sinir krizi geçirme, sarhoş olup yere düşme, sevgilisiyle baş başa kalma ve tek başına sokaklarda ağlama hakları kalmıyor. Ün, malikânede oturma şansı verebiliyor ama perdeleri kapalı tutmak suretiyle. En iyi masa size ayrılıyor, ama yemeğinizi rahatça yiyemiyorsunuz. Menajer ve basın danışmanı Bircan Usallı Silan, “Şöhret, genellikle gerçek bir yaşamı gözden çıkarmanıza mal olur” diyor. “Dünya hiçbir şey yapmadığı  halde ünlü olan şöhretlerle dolu. Onlar, gündemden düşmemek için  pek çok gereksiz şey yapıyorlar. Çünkü şöhretlerini yitirdikleri an kendilerini yitirdiklerini sanıyorlar. Yok olduklarını hissediyorlar.”

Şöhretin getirilerini bir kere aldıktan sonra A-list’ten Z-list’e düşmemek için, kendinizi ve diğerlerini sürekli aşmak, tam zamanlı rekabet mesleğine alışmak, soyunmak, giyinmek, daha ilginç/garip bir şey yapmak, daha yüksek profilli ünlülerle arkadaş olmak, sonra onlarla sevgili olmak, gerekirse seks videolarınızı internete sızdırmak, uyuşturucu skandalları yaratmak, başkalarına saldırmak, hiç durmamak ya da en sağlamı -en az yapılanı- hep daha iyisini üretmek durumunda kalıyorsunuz. Bircan Silan’ın belirttiği, ancak daha iyiyi üretmekle gelen ün, başarıyla, dolayısıyla tatmin ve mutlulukla ilişkilendirilebiliyor. “Haklı şöhret mutluluk verir, haksız şöhret panik ve kaybedersem ne yaparım telaşı… Paris Hilton ve Eda Taşpınar’dan herkes sıkıldı. Bazen ben bile öfkeye kapılıyorum.”

Yıldızsız Hollywood öyküleri

MSNBC spikeri Mika Brzezinski’yi hatırlayın. Brzezinski, canlı yayında Paris Hilton’la ilgili haberi okumayı reddedip yakmış ve öğütücüye atmıştı. O olaydan sonra binlerce e-posta aldı ve ‘Haftanın kadını’ seçildi. The New Zealand Herald gazetesi sunucuyu tebrik ederek, “Bu olay, dünya çapındaki okurların ve izleyicilerin görüşünü yansıtıyor. Bu haberlerden bıktık” diye yazdı. Bu genel bıkkınlığın sonucunda, toplumsal yer tutma mücadelesi içinde ünsüz olmak ve ünsüz kalmak giderek daha özgürleştirici, daha istenilebilir bir duruma dönüşmeye başladı.

‘Ünsüz hikâyeler’ toplayan Gazeteci-yazar Faruk Bildirici şöyle açıklıyor: “İletişim çağı, hayatın bütün alanlarına büyük bir hız getirdi. Bu, ün için de geçerli. Ünlülerin sayısı hızla artıyor, şöhret bir anda kazanılıyor ve aynı hızda kaybedilebiliyor. Onlar artık dağın zirvesindeki ulaşılamayan, bilinemeyen ve tüketilemeyen kişiler değil, bu yüzden eski anlamlarını yitiriyorlar. Ün ile değer arasındaki makas giderek açılıyor. Ünlü insanların yaşam öyküleriyle sadece ünlü oldukları için ilgileniliyor. Oysa o ünsüz dediğiniz insanların öykülerini araştırdığınız zaman değme Yeşilçam (ya da Hollywood) filmlerine taş çıkaracak senaryolarla karşılaşıyorsunuz. İnanılmaz iniş çıkışlar, tükenişler, yeniden ayağa kalkmalar, garip ilişkiler yumağı... Neler neler... İnsanlar bunun farkına varıyor. Artık daha ‘gerçek’ ve ilham veren hikâyeler duymak istiyorlar.”

Betûl Mardin, yılların tecrübesiyle uyarıyor: “Şöhret olman için bir gereklilik yoksa, geldiğin gibi gidersin çocuğum. Üzerinde gri nokta bile varsa, o simsiyah görünür, şöhretin darbesi büyük olur.” En iyisi, hayatınızda ne eksikse onu düzeltin. Onların hayatları yerine kendinizinkine yoğunlaşın. Soluksa parlatın, iyiyse daha da iyileştirin. Ünsüzlük çağına ayak uydurun. Bir Dostoyevski, Marilyn Monroe, Meryl Streep, Orhan Pamuk ya da Madonna olamayacaksanız, deponuz vitrin kadar dolu değilse, milyarlarca meraklı gözün önünde ruhunuzu ve yaşamınızı çırılçıplak bırakmayın. Çünkü ‘ünlü olmak’ artık o kadar da ‘cool’ bir durum değil zira kırmızı halıda yer kalmadı.


ŞÖHRET OLMAK O KADAR DA KOLAY DEĞİL
Tamer Karadağlı
“İnsanlarda, şöhret çok rahat elde edilebilir gibi bir düşünce oluştu, ama durum böyle değil. Ayrıca ünlüler, eskiye nazaran çok daha kolay ulaşılabilir gibi geliyorlar; sanki bir tık uzağında gibi, ama bu da doğru değil. Teknolojik gelişmeler böyle bir sanrı yaratıyor sadece. Ve ünlülere ulaşabildiklerini düşünmek herkesin hoşuna gidiyor. Şöhret kavramı hâlâ önemli. Tom Cruise’un hayatında neler olduğuyla ilgileniyoruz; çünkü ünlü ve ona şu dakikada ulaşamayız.”

BAZEN BİLMEMEK İYİDİR
Pelin Batu
“Greta Garbo gibi saklanmayı beceren bazı örnekler dışında artık ünlüler çok daha kolay görünür/bilinir oldu. Ama yine de pek çok kültürde ünlü olmak çok mühim bir şey. Kimileri, bununla iyi dalgasını geçiyor. Vincent Gallo gibi tuhaf bir oyuncu, spermlerini bir milyon dolara satışa çıkartıyor mesela. Artık, herkes ünlü olabiliyor ama ünün ne kadar uçucu bir kavram olduğunu da görüyorlar. Dolayısıyla, bu ‘efervesan ünden’ olabildiğince hızlı ve acımasızca yararlanmak icap ediyor. Röntgencilik ve ekshibisyonizm için ideal birer araca dönüşen Twitter gibi siteler, ünlüleri yakınlaştırıyor, ama bir o kadar da uzaklaştırıyor; ‘Keşke tanımasaydım’ dedirtiyor! Bazen, bilmemek lütuftur. Öyle ya da böyle koskocaman dünyada küçücük olduğunuzu sık sık hatırlamak gerek.”

ŞÖHRET, EROİN KADAR TEHLİKELİ
Hayko Cepkin
“Marilyn Monroe ya da Michael Jackson gibi şöhretlerin ilahi bir durumu vardır. Artık bu tarz bir şey tekrarlanamaz kanaatindeyim. Durum bu; çünkü herkesin, her istediğine, dilediği zaman ulaşabilme güdüsü beraberinde seri, çabuk, kalitesiz tüketimi getiriyor. Sonuç, çok çabuk ‘ünlü’ dediğiniz halttan olabilirsiniz, ama yok edilmesi de bir o kadar kolay olacaktır. Şöhret, eroin kadar tehlikeli bir zıkkım. Ruhunuzdaki dozu ayarlayamazsanız, varlık olarak yok olur ama hâlâ var olduğunuzu sanırsınız.”

TWITTER’DA TERBİYE BOZULUYOR
Demet Akalın
“Facebook ve Twitter gibi yerlerde insanlar normlarını kaybediyor. Hayran olduğu kişiye orada erişebiliyor ve durum, size ‘sen’ diye hitap etmesine, hatta arkadaşı gibi davranmasına kadar gidebiliyor. Ben bundan sıkıldım ve hesabımı kapattım. Bugünlerde ne yazık ki herkes ünlü olmaya meyilli, istekli ve hatta ünlü olma yolunda yapamayacakları şey yok gibi. Eskiden bu işler zordu; şimdi bir skandalla bile ünlü oluyorsun. Ünlü olmayı istemek garip değil; sonuçta bu bir güç veriyor. Çoğu kapıyı Demet Akalın ismiyle açtığım oluyor ama bunu gayet sempatik yapıyorum ve zararsız bir şekilde kullanıyorum avantajını. Zorlukları da var. Ama onları da ‘İsmim kendimden büyük, bu zorluğun da altından kalkarım’ deyip aşıyorum. Gerçek dışı uydurma haberler çıktığında, hastalanıp yataklara düştüğüm bile oldu! Ama yine de işinizin başarısı her şeye değiyor.”


#
#
#
#
#
#

Yorumlar
 
  

  YAZARLAR
  FOTO GALERİ
  ÖZEL


KORKUSUZ KADININ HİKÂYESİ
Üzerinde, siyah kısa kollu tişört, siyah pantolon, siyah botlar vardı. Yüzü deforme olmuştu. Kaza geçirdiğini düşündüm.
  VİDEO GALERİ
  AYIN FOTOSU
DB
Copyright Tempo Dergisi | Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. Hürriyet Medya Towers 34212 Güneşli - İstanbul