“HÜKÜMETTEN AÇILIMA DESTEK YOK"

Birbirini öldürmeye çalışan MİT’çi ve PKK’lı, “Anlaşamazlar” denen BDP’li ve ülkücü, bir masa etrafında toplandı. Yanlarında İçişleri Bakanı da vardı, Cumhurbaşkanı’nın danışmanı da. Politik psikoloji uzmanı Prof. Dr. Vamık Volkan başkanlığında ‘Kürt açılımı’nı konuştular. Anlaştılar da. Ama hükümetten umdukları desteği bulamadılar. ‘Demokratik açılım’ın mimarlarından Prof. Dr. Volkan şimdi, “Ben ortada açılım süreci göremiyorum” diyor. AKP’yi açılıma destek vermemekle suçluyor.
CEMAL SUBAŞI
csubasi@doganburda.com
Usta birliğine üç ay önce teslim olmuştu Piyade Er Ramazan Erdem. Görev yaptığı Şemdinli’nin Gedikli mevkiindeki karakol, ‘şeytan üçgeni’ diye biliniyordu. Çünkü hem Irak hem İran sınırının olduğu noktadaydı. Sızmaların, saldırıların eksik olmadığı bir bölgeydi. Bir gece Ramazan’ın karakoluna da saldırdılar. Çatışma sabaha kadar sürdü. O ve yedi arkadaşı şehit oldu. Ramazan’ın ay yıldızlı bayrağa sarılı tabutu memleketi Ereğli’ye geldiğinde, baba Mustafa, “Hani açılım? Ne açılımı, palavra” diye bağırıyordu. Hükümetin ‘Kürt açılımı’nı gündeme getirdiği son bir buçuk yılda 130’dan fazla şehit verildi. Başbakan, “PKK, açılımı sabote etmek için saldırıyor” diyor. Sahi, PKK saldırılarını neden artırdı?
Son gelişmeleri, politik psikoloji uzmanı Prof. Dr. Vamık Volkan’a sorduk. Geçen yıl Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetine icabet edip, sorunun çözümü için kendi metodu ‘ağaç modeli’ni anlattı. Hemen ardından, ‘demokratik açılımın koordinatörü’ İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile bir araya geldi. Dört saat konuştular. ‘Bakan’a da ‘çözüm’ yolunu sundu. Bu görüşmelerin ardından, basında, ‘Kürt açılımının mimarlarından biri’ ilan edildi. Peki, sonra ne oldu? Hangi adımlar atıldı? İşte Vamık Hoca’nın yanıtları.
“Açılım sivil olsun dedim”
‘Kürt açılımı’ çerçevesinde İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Hangi tavsiyelerde bulundunuz?
İçişleri Bakanı Beşir Atalay davet etti, görüştük. Dört saat konuştuk. “Meselenin askeri ve kanuni yönleri de var, ben onları bilemem. Açılım sivil olsun” dedim. Geliştirdiğim ‘ağaç modeli’ni anlattım. Ağacın ‘kök’ü sorunun teşhisi, ‘gövde’si görüşler, ‘dallar’ı geliştirilen çözüm yolları. Sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldik. Açılımı hâlâ destekliyorum. Son acı gelişmelere rağmen devam edilmeli. Çünkü bu konuda çok önemli adımlar attık.
Ne tür adımlar?
İstanbul’da Ekopolitik adlı bir araştırma merkezi var. Parasal kaynağı Cumhurbaşkanı Gül’ün bir arkadaşı sağlıyormuş. Beni, merkezin Genel Koordinatörü Tarık Çelenk aradı. Birlikte çalışmayı teklif etti. Kürt sorununa ilişkin toplantılar düzenlenecek, çözüm aranacaktı. Ben de toplantıları takip edip, gerektiğinde yönlendirecek, katılımcıların, geçmişten gelen öfkeye mahal vermeden, çözüme yönelik konuşmalarını sağlamaya çalışacaktım. Tavsiyelerde bulunmayacaktım. Kabul ettim.
MİT’çi ve PKK’lı bir arada
Toplantılar ne zaman başladı?
Önce 2008’de KKTC’de bir araya geldik. ‘Rum’ kelimesini ağzımıza almadan, Kıbrıs sorununu konuştuk. Başarılı bir toplantı oldu. Memnun kalınca Tarık Bey ile birlikte geçen yıl ‘Mezkür, Meçhul Mesele’ adı altında Türklerden ve Kürtlerden; milliyetçi, dinci, sağcı, solcu; her kesimden kişilerin bulunduğu toplantılar düzenleme kararı aldık. İçlerinde kadınların da olmasını şart koştum. ‘20 kişi konuşsun, 50 kişi izlesin; sonra izleyiciler arasından da isteyenler söz alabilir’ düşüncesinde mutabık kaldık. İstanbul’da yaptığımız bu toplantıya İçişleri Bakanı Atalay da geldi. “Sivil inisiyatifin gelişmesi çok önemli” diyerek bize destek verdi, memnun oldu.
Toplantılara İçişleri Bakanı’ndan başka kimler katıldı?
Bu toplantının ardından, altı Kürt, altı Türk’ten oluşan 12 kişilik çekirdek ekip kurulmasını önerdim. Kuruldu. İsimleri aklımda kalmadı, ama katılımcılar arasında MİT’in ikinci adamı, dağdan inen bir PKK’lı; ki o MİT mensubu, yedi yıl önce bu PKK’lıyı öldürmek için planlar yaptığını anlattı.
BİRBİRLERİNE NASIL HİTAP EDİYORLARDI?
“Ağabey” diye. Biri Abdullah Öcalan’ın arkadaşıymış. Galiba Öcalan ile iletişim kuran bir isimdi. Diğeri DTP Milletvekili Gülten Kışanak. BDP’ye geçince gruptan çıktı. Türk Ocakları Başkanı ve dinci yönüyle ön plana çıkan biri. Hepsi bir araya geldi. İki gün, sabah akşam konuştular. Hatta Öcalan’ın arkadaşı denilen kişi bana, “Öcalan size kırgın” dedi. Çünkü ben “Açılım sürecinde Öcalan’ı muhatap almayın” diye beyanat vermiştim. Aynı fikirde olduğumu, burada konuşabilecek yeni bir nesil yetiştirdiğimizi söyledim.
ŞİMDİ NE AŞAMADASINIZ?
Toplantılar hâlâ devam ediyor. Daha da ileri giderek, üniversite öğrencilerini topladık. Aralarında türbanlılar da var. Hakkâri’ye gönderdik. İncelemelerde bulundular, yöneticilerle konuştular. 21 kişiyle başladılar, sayıları 25’e çıktı. Çocuklara iki gün ders verdim. Sonra Mersin’e gittiler, Hakkâri’de ikinci bir toplantı yapıldı.
Tarık Bey’e bu çalışmaları aktarıp, -ki Beşir Atalay biliyor- “Hükümetin desteği alınmalı” dedim. Ama bildiğim kadarıyla böyle bir destek yok.
“Dağdan inme farklı olabilirdi”
Toplantılardan nasıl sonuçlar elde ettiniz? Kürtler çözüme yönelik ne istiyor?
Bir toplantıdan sonra, “Biz hükümet olsaydık bu iş çözülmüştü” dedim. Çünkü 12 kişi masadan anlaşarak kalktı. Kürtler, Türkiye’nin parçalanmasına karşı. Köylerin Kürtçe isimlerinin iade edilmesini, kimliklerine Kürtçe isimler yazılmasını istiyorlar. Basit şeyler yani. Ama bunun için hükümetin desteğine ihtiyaç var. Bu toplantılarda PKK’yı hiç konuşmadık.
neden?
Yeni bir neslin gelişmesi gerekiyor. Amacım araya terörü sokmadan Türk ve Kürtlerin konuşmasını sağlamak. PKK ise terör örgütü. Türkiye’de başarıya ulaşmak İrlanda’dan daha kolay. Çünkü tarihi geçmiş var. “Sen Türk’sün, ben Kürt’üm ama komşuyuz” anlayışı gelişecek. Ama bunun için hükümetin maddi destekte bulunması gerekiyor.
terör neden ŞİMDİ hortladı? Neredeyse her gün çatışma, şehit haberleri geliyor.
Psikolojisi değil de, politiği vardır. Ama benim için gerçeği bilmek imkânsız. Herkesin aklında sorular var. İsrail’le ilişkilerin gerilmesinden sonra belki dışarıdan yardımlar gelmiştir.
Dış politikamızın, PKK’nın saldırılarını artırmasıyla bağlantısı VAR MI SİZCE?
Elbette bağlantılı olabilir. Avrupa’da Türkiye-İsrail ilişkileri konuşuluyor. Nereye gitsem bana bu soru soruluyor. İsrail’in PKK ile ilişkisi var mı, bilemiyorum. Başka bir boyut da var: Türkiye’de bazı şeyler değişti. Örneğin CHP Genel Başkanlığı’na Deniz Baykal’ın yerine Kemal Kılıçdaroğlu geldi. Yapılan bir şeyler var.
Hükümetin tavır değiştirmesinde Kandil ve Mahmur’dan gelenlerin Habur Sınır Kapısı’nda törenle karşılanıp, DTP otobüslerine bindirilmesi görüntülerinin etkin olduğu ileri sürüldü. Katılıyor musunuz?
Toplantılarımızda bunu da konuştuk. Dağdan inme daha farklı, kimseyi incitmeden yapılabilirdi. Öyle bir yöntem uygulanmalıydı ki, yenilgi yerine beraberlik hissi uyanmalıydı. Yenilgi-zafer hissinin derinleşmesinden korkuyorum. İşte bu nedenle sürecin politikadan arındırılması gerekiyor.
“Gayriresmi görüşülebilir”
Nasıl arındırılacak politikadan? Öcalan ile görüşmeye nasıl bakıyorsunuz?
Öcalan ile görüşüp görüşmeme, hükümetin meselesi.
Öcalan’ın sürece dâhil edilmesini neden istemiyorsunuz?
Kendi tarafı dâhil etsin efendim. Ama Öcalan ile Erdoğan konuşmamalı. O zaman çalışmanın, sürecin sembolü olur.
AMA BDP, “MUHATAP ÖCALAN’DIR” DİYOR.
Gayriresmi görüşülebilir. Kürt vatandaşlar faydalanmak istiyorsa konuşsun.
Tony BlaIr, “Barış için şeytanla bile görüşürüm” demişti. Ama her toplumun güdüleri farklı. Bizde “Cana can, göze göz” anlayışı daHA KESKİN SANKİ. Bu durumda silahsız çözüm nasıl elde edilir?
Bizim toplantılarımız aşı gibidir. Yavaş yavaş yayılır. Psikolojik aşılama yapıyoruz halka. Ben hükümete bunu anlatmıştım. Ama hükümetten bir davet gelmedi.
“Büyük kimlik Türkiyeliliktir” tezine ne diyorsunuz?
Atatürk’te ayrımcılık yok. Türk kelimesini, bu topraklarda yaşayan halk için kullandı. Artık geriye gidilemez. Birileri kendine Kürt, birileri Türk diyecek. Böyle yaşayacağız. Ama Başbakan çıkıp İsmet İnönü’yü Hitler’e benzetiyor. Böyle yapılmamalı. Çünkü bizim birlikteliğimiz tarihten geliyor.
Hükümetin en büyük hatası ne oldu bu süreçte?
Ben süreç görmüyorum ortada. Oy meselesine dönüştürüldü, politika yapıldı. Tek süreç Ekopolitik Araştırma Merkezi’nin yaptığı. Ama bunun şelale gibi akması lazım.
Tarık Çelenk / Ekopolitik Araştırma Merkezi Genel Koordinatörü
“SPONSORUMUZ ABDULLAH TİVNİKLİ”
Vamık Volkan ile birlikte Kürt sorununa yönelik toplantılar düzenleyen Tarık Çelenk, bu amaçla kimlerin bir araya geldiğini, sponsorlarının kimler olduğunu, hükümetin, çalışmalarına destek verip vermediğini anlattı.
Kürt sorununun çözümüne yönelik toplantılara ne zaman ve neden başladınız?
27 Ocak 2009’da başladık. Hükümet, bizden yedi ay sonra start aldı. 1999’dan beri tanıdığım Vamık Hoca ile birlikte politik psikolojiyi, karar vericilerin önüne bir seçenek olarak koymayı istedik.
Çalışmalarınızı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün himayesinde mi sürdürüyorsunuz?
Sanırım bu soruyu sponsorumuz ve aynı zamanda kuzenim olan Abdullah Tivnikli (Türk Telekom Yönetim Kurulu Üyesi ve Kuveyt Türk Yönetim Kurulu Başkanı) nedeniyle soruyorsunuz. Cumhurbaşkanımızla Abdullah Bey’in kişisel dostluğu var. Kurum olarak bağlantımız yok.
asker emeklisisiniz, hiç Doğu’da görev yaptınız mı?
İstanbul Teknik Üniversitesi mezunuyum. Mühendisim. Ama mühendislik yapmadım, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan binbaşı rütbesiyle emekli oldum. Görev yerim hep tersaneler oldu, Doğu’da görev almadım.
Parasal desteği nereden BULUYORSUNUZ?
Mersin’deki toplantımızı Akdeniz Hububat, Bakliyat ve Yağlı Tohumlar İhracatçılar Birliği Başkanı Mahmut Aslan’ın sponsorluğuyla gerçekleştirdik. Hakkari’ye gittiğimizde otel gibi harcamalarımızı valilik karşıladı. Uçak biletlerini ise Abdullah Tivnikli aldı.
Hükümet ile İLİŞKİNİZ NE DÜZEYDE?
İlk toplantımıza, sanırım Başbakan’ın talimatı ile İçişleri Bakanı Beşir Atalay katıldı. “Memnun kaldığını” söyledi. Ama sonra görüşemedik. İlişki kurulamadı. Önümüzdeki günlerde Başbakan’dan randevu talep edeceğiz. Önemli bir çalışma yapıyoruz, ama takdir edilmiyoruz. Hükümet destek verirse, bu çalışma Türkiye’ye yayılır, ‘aşılama’ hızlanır.
Toplantılarınıza kimler katılıyor?
Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Güneş, gazeteci-yazarlar Altan Tan, Avni Özgürel, Murat Belge, tarih ve siyaset felsefesi üzerinde çalışan Dr. Durmuş Hocaoğlu, Hint kökenli Türkiye ve Osmanlı tarihçisi Dr. Feroz Ahmet, MHP MYK üyesi ve Devlet Bahçeli’nin danışmanı Prof. Vedat Bilgin, BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak, Avrupa Ülkücü Türk Federasyonu Genel Başkanı Musa Serdar Çelebi, siyaset bilimci Dr. Betül Çelik, Zaman gazetesinden Hamidullah Öztürk, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Kıbrıs Uzmanı Sema Sezer, Milli Mücadele Hareketi’nin kurucusu Yavuz Aslan Argun, İstanbul Türk Ocakları Başkanı Cezmi Bayram, eski PKK’lı Seydi Fırat, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Raif Türk ve eski özel kuvvetler subayı Mete Yarar toplantılarımıza katıldı. Ayrıca Başbakan’ın danışmanı İbrahim Kalın, aydın sıfatı ile üç, gazeteci-yazar Cengiz Çandar iki toplantımızda bulundu.
Kürtlerin önde gelen isimleriyle çalışmanız oldu mu?
Yumruklu saldırıya uğramasından sonra, ülkücü camianın önde gelen isimlerinden Musa Serdar Çelebi ve Kürt yazar Ümit Fırat ile birlikte Ahmet Türk’ü ziyaret ettik. “Biz Kürt ailelerinin travmalarını gidermek için çalışıyoruz, siz de Türk şehitlerinin ailelerini ziyaret edin” teklifinde bulunduk. Kabul etti. Ama ortam uygun olmadı. Buna benzer projelerimizi hayata geçireceğiz.
“ARAPLAR TÜRKİYE’Yİ LİDER SEÇMEZ”
Eksen kayması mı yaşıyoruz? Yönümüzü Doğu’ya mı dönüyoruz? Türkiye-İsrail ilişkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Vamık Volkan, “Yahudi toplumunu küstürmemeliyiz” diyor.
Türkiye, İran için ABD ve Avrupa ile ters düştü. İsrail’le, Gazze ambargosu nedeniyle ilişkiler kopma noktasına geldi. “Yüzümüzü Doğu’ya çevirdik” diyenler var. Hatta son PKK saldırılarından sonra gözler İsrail’e döndü. Siz ne düşünüyorsunuz?
Avrupa’daki Yahudiler, Türklerle ilgili genelde olumsuz konuşmuyor. Çünkü Osmanlı döneminden beri süren dostluk var. Ama “Türkiye hükümetini anlamadıklarını” söylüyorlar. Türkiye’de İsraillilere ve Kürtlere karşı ‘ayrım’ hislerinin güçlenmesinden korkuyorum. Ben KKTC’liyim; ailem, ambargo nedeniyle 1968-1974 arasında büyük sıkıntılar yaşadı. Ölümler gördüm. Filistin’de de benzer sorun var. Onların yaşadığı zorluğu tahmin edebiliyorum. İnsanlık dışı uygulamalarla karşı karşıyalar. Ama Türkiye, Yahudi toplumunu kaybetmemeli, küstürmemeli.
Yahudileri küstürürsek ne olur?
Ermeniler, tehciri ‘soykırım’ diye yaydı. Bu konuda Yahudi kurumlarının desteği bizim için çok önemli. Ermenilerin, tehciri, soykırım gibi göstermeleri Yahudilerin de hoşuna gitmiyor.
Siz, hükümetin Gazze ya da Ortadoğu açılımını destekliyor musunuz?
Tamamını desteklemiyorum. Türkiye hem Doğu hem de Batı ile ilişkileri geliştirmeli. Köprü konumumuzu kaybetmemeliyiz. Ama Batı ile köprülerin atılmasından korkuyorum. Son dönemde ‘Batı’dan vazgeçtik’ propagandasının yapıldığını görüyorum. ABD’de yaşadığım için Batı’nın, İsrail’in, Ermeni lobisinin gücünü iyi biliyorum. Bu, ‘kendinizi ezdirin’ anlamına gelmiyor. Güçlü durun ama bir tarafa da kaymayın.
Türkiye bir tarafa kaydı mı?
Böyle bir propaganda var. Ben altı buçuk yıl Arap ve İsrail temsilcilerini bir araya getirdim. Arap arkadaşları iyi tanıdım. Türkiye’yi ‘Müslüman lider’ seçmeleri zor. Peygamber (Hz. Muhammed), Araplara geldiği için kendilerini Müslümanlar arasında birinci sınıf görüyorlar. Ayrıca uzun yıllar Türklerin hükümranlığı altında yaşadılar. Bunu unutmuyorlar. Yani kardeş gibi değiliz. Hükümet, sanki dini kullanmaya çalışıyor. Ama bu şekilde bir yere varılamaz.
Hükümetin dini kullanmasındaki amacı ne olabilir?
Dini kullanarak Türkiye’yi büyütmeyi hedefliyorlar.
Başbakan’ın Kürt sorununu ‘din’ çatısı altında çözmeye çalıştığı ileri sürüldü. Katılıyor musunuz?
Her şey denendi. ‘Hepimiz Müslümanız birbirimizi öldürmeyelim’ mesajı verilmeye çalışıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “En büyük sorunumuz Kürt meselesidir” demişti. Katılıyorum.
 |
|
|
|
|
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
|