FESTİVALLERDE NASIL AYAKTA KALIRSINIZ?



Yaz geldi, festivaller başladı. Tecrübesi olanlar bilir, bir festivalde ayakta kalmak kolay değildir; toz, toprak, yağmur, çamur… Çadırınızın yaşam koşulları ev gibi olmaz. Bu işe kalkışmadan, gerçek festivalcilerin nasıl yaşadığını öğrenmelisiniz.

* 1960’larda festival henüz emekleme evresindeydi ve Gratefull Dead’i beğenmediğiniz ya da nergis kılığına girdiğiniz için Hells Angels’dan (motosiklet çetesi) dayak yemek hiç de alışılmışın dışında bir hadise değildi. O dönemde festivale katılmak, Fransa’daki Majino savunma hattının yeniden inşasına katılmakla eşdeğer bir deneyimdi. Tek farkla, Belçika’nın çamurlu bataklıklarında altı hafta boyunca debelenmeniz gerekmezdi.
O günden beri festivaller çok değişti. Bugün çadırların her birinin sponsoru var. Cep telefonu şarj noktaları mevcut ve dinlenme alanları son derece konforlu.
İlk festival tecrübemi hâlâ hatırlarım. Geldiğimde oraya dev bir müzik kütüphanesi muamelesi yapmış ve Kongolu bir vurmalı çalgı grubunu kaçırmak korkusuyla, sahneden sahneye söylenerek koşup durmuştum. Gençlik işte…
İradesizleri ve ödlekleri caydıran konfor eksikliğidir, “Ben rahatıma düşkünüm” derler, sanki biz, musonların ortasında bulanık kafayla oturup boktan grupları dinlemeye bayılıyoruz. Onların anlamadığı şu; festival gruplardan, performanslardan ve kuyruklardan ibaret değildir; böyle olsa, daha kimlerin çıkacağı açıklanmadan, Glastonbury’nin biletleri tükenir miydi? Festivaller ortak yaşama alanlarıdır. Bir nevi, mini kentlerdir. Onlar hiç yaşanamamış bir altın çağın hayal edilen mükemmelliği ya da ana teması iyi bir müzik olan partilerdir. Kimse sıkıntıya gelemez; hele lüks bir otel odasında bir gece geçirmenin ya da el örgüsü yumuşacık bir kazağın içinde ısınmanın tadını alanlar hiç gelemez. Ama festival süresince insanları birbirine kenetleyen zorlu hava koşullarının ta kendisidir (sert rüzgâr, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, derme çatma iglonuzun üzerine düşen çığ). Dürüst olalım, yağmur yağdığında asıl ihtiyaç duyduğumuz şemsiye ve plastik çizmeler değil, iyi dostlardır. Yemek de, tıpkı uzuvlarınız ve bilinciniz gibi gereksiz bir aksesuara dönüşür. Bu sene yeni yürümeye başlayan kızımızı Glastonbury’ye götürdük; arkadaşlarımız kafayı yediğimizi düşündüler. Ama bu festival deneyimimize yeni bir boyut getirdi; yeni korkular ve plastik çizmelerimizi paralamanın yeni yollarını keşfettik (çamur sağ olsun). Kızımızı sadece üç kere kaybettik (bir tanesini bilerek yaptık) ama o buna bayıldı; çadırlara ne zaman gideceğimizi sormaya başladı bile. Müzik mi? Kimin umurunda… Azgın su aygırları gibi yaşayarak öyle eğlendik ki!

Kurallar:
* Yıkanmayın: Sadece züppeler ve grup üyeleri festival sırasında yıkanır. Islak mendil bunun için var.
* Yemeyin: Gelmeden önce karnınızı tıka basa doyurun, festival alanında aç kalabilirsiniz.
* Tüm gardırobunuzu yanınıza almayın.Günlük kıyafetleriniz ve birkaç yedek don (neme lazım altınıza kaçırabilirsiniz)
yeterli.
* Boynunuza “Ben Tanrı’yım ve sizin kurtarıcınızım, Narnia’nin kralıyım…Kaybolduysam lütfen xxxxx nolu numarayı arayın” yazılı bir künye takın.


#
#
#
#
#
#

Yorumlar
 
  

  YAZARLAR
  FOTO GALERİ
  ÖZEL


KORKUSUZ KADININ HİKÂYESİ
Üzerinde, siyah kısa kollu tişört, siyah pantolon, siyah botlar vardı. Yüzü deforme olmuştu. Kaza geçirdiğini düşündüm.
  VİDEO GALERİ
  AYIN FOTOSU
DB
Copyright Tempo Dergisi | Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. Hürriyet Medya Towers 34212 Güneşli - İstanbul