Suzy Menkes


Diğer Yazıları

CESARETİN
VAR MI?

CESARETİN
VAR MI?

Gaultier, yine umursamaz, yine bildiğini okuyor. 2010-2011 sonbahar-kış koleksiyonunda, ‘femme fatale’ (cazibesiyle öldürücü kadın) dokunuşlar kışkırtıyor. Kadınların cesaretinin sınırlarını yokluyor. Renklerle, dekoltelerle, frapan detaylarla.

RAHAT ‘HAUTE CoUTURE’ DÖNEMİ

Paris’te görücüye çıkan sonbahar/kış koleksiyonları, modanın en lüks örnekleriyle, daha ulaşılabilir olanları arasında köprü kuruyor. Örneğin tasarımlarında, çeşitli parçaları kombinleyerek tek parça haline getirmek, Alexis Mabille’in yeni koleksiyonun temelini oluşturuyordu. Bol, dantel bir eteği, önce dar bir bluzla, sonra zarif bir kazakla sunan Mabille, bir dönemin popüler mix and match (karıştır ve eşleştir) fikrine yeniden hayat verdi. “Modayı giydirmek istiyorum” diyen tasarımcı, defilesinde 12 rahat ve kullanışlı parça sundu. Püsküllü manşetler ve gündelik bir zarafet sunan rafya etek, defilenin dikkat çekici detaylarıydı. Pamuk şeker pembesi bluzun bol kolları ve bilekten dirseğe 22 pırıltılı düğmeyle tamamlanan ceket, tasarımcının kollara odaklandığını gösterirken, sade kesimli eteklerle modellerin vücut hatları ortaya çıkarılmıştı. Tasarımların gücü, inceliklerindeydi. Modacı ‘haut couture’ün en yalın halini yakalamıştı.

Balenciaga’da tasarımlarını sergileyen Bouchra Jarrar, Christian Lacroix ile çalıştığı üç yılı anlatırken, “Terziliğin ve parfümün tadını aldım” diyor. Sonbahar koleksiyonunda bir terzi kesinliği hâkimdi. Tasarımlardaki baskın ‘V’ şekli, ‘U’ kesimlerle yumuşatılmıştı. Bu sert stil, parıltılı kumaşlarla ya da sallantılı kolyelerle süslenince, ortaya iyi düşünülmüş bir koleksiyon çıktı. Jarrar, kıyafetlerini “Couture ve hazır giyim arasında” diye tanımlıyor. Hem sipariş üzerine hazırlanabilen hem mağazalarda satışa sunulabilen kıyafetleriyle Jarrar, moda sektöründe enteresan bir orta yol bulduğunu gösterdi.

Deri ceketlere yapılan dokunuşlarla, Martin Margiela’nın koleksiyonu, bir el sanatları sergisini andırıyordu. Folklorik motiflerle süslenmiş deri takımla 1970’lerin San Francisco’sundan esintiler getiriyordu. Belçikalı tasarımcının çizgisel ruhuyla, İtalyan sahiplerinin şehvetli yaklaşımı buluştu bu defilede.

Roger Vivier içinse ayakkabılar, modanın yüksek tepelerinden inmişti. Sadece topukların boyundan bahsetmiyoruz, yepyeni bir konsept de ayakkabıseverlerle buluştu. Özel olarak tasarlanan ve kısa bir süre için piyasada olacak koleksiyon, hem stil hem de fiyat açısından, tasarımcının diğer koleksiyonlarına göre daha erişilebilir olarak nitelendiriliyor. Ana mesajı sanat olan bu ayakkabılarda ‘couture’ dokunuşlarını görmek mümkün. Klasik iskarpinler, şeker pembesi renkleriyle (el boyaması) göz kamaştırırken, Fransız sanatçı Jean Dubuffet’nin renklerinden ve eserlerinden esinlenerek hazırlanmış bir çanta onları tamamlıyordu.

GaultIer’nin

küstah halleri

Muhteşem bir tasarımcıyla, ulusal hazinelerin iş birliği, Jean Paul Gaultier’nin şovunda sergilendi. İç çamaşırlarından (burlesk yıldızı Dita Von Teese’in tanıtımıyla) Eyfel Kulesi desenli çoraplara (La Perla’yla tasarımcının yaptığı işbirliğinin ürünleri), Parizyen gelinlik adıyla sunulan beyaz pardösüye ve marul yeşili dokunuşlarla tazelenmiş küçük siyah elbiselere kadar koleksiyon, ikonik Fransız referanslarıyla dolup taşıyordu.

Kıyafetler keskin bir zekânın ve muhteşem bir inceliğin ürünüydü; performans haddinden fazla uzundu belki ama, ön sırada oturan izleyiciler (örneğin Catherine Deneuve) temmuz sıcağına rağmen hallerinden gayet memnun görünüyordu. Modacıyı, bundan 20 yıl önce hâlâ modanın yaramaz çocuğu olduğu ve Yves Saint Laurent’ın Sarayı’nda soytarılık yaptığı günlerden beri ilgiyle takip eden Fransız Kültür Bakanı Frédéric Mitterand, onu şöyle tanımlıyor: “Gaultier, modanın değişim katalizörlerinden.” Tasarımcının tekniği o kadar güçlü ki, dökümlü bir elbise sanki tek harekette giyilebilir gibi görünüyor. Deri bir ceketse modelin vücuduna sihirli bir eldiven gibi oturmuş. Onun küstah halleri, izleyiciler için bir ritüel haline geldi. Podyumda modellerin ağızlarındaki sigaralardan çıkan dumanlar ya da postacı çantası olarak kullanılan beyaz bir tilki ve hemen hemen her modelin kafasını süsleyen yüksek hotozlar…

Düz kesim kadife bir elbiseyi tamamlayan kristal fermuar ve küçük siyah elbiselere yapılan yaratıcı dokunuşlar defilenin göze çarpanlarıydı. 1980’lerin köşeli omuzlarını kıvrımlı bir pusula dokunuşuyla yeniden yorumlayan tasarımcı, keşke bu yıl yeniden ortaya çıkan belirgin omuz kemiklerine de yeni bir yorum getirseydi. Bu şov, tek tek parçalarıyla çok başarılı olsa, da özel bir form ya da tema yaratmaktan uzaktı. Tasarımcının, hınzır hazır giyim ürünlerinden haute couture’e geçişini gözler önüne seren şov, yüksek modanın son ve görkemli direnişiydi. Geleceğe dair umut verip vermediğini söylemek için henüz erken.

  YAZARLAR
  FOTO GALERİ
  VİDEO GALERİ
  AYIN FOTOSU
DB
Copyright TempoRSS Dergisi | Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. Hürriyet Medya Towers 34212 Güneşli - İstanbul